Türkçe | English
Üye girişi | Üye olmak için tıklayın

Sanatçı Menüsü

Yavuz TanyeliÖzgeçmiş

 Yavuz Tanyeli
 Resim Yapar...

Bodrum'da Peksimet Köyü denize değil, tepelere bakar. Güneş, o tepelerin ardında batar. Yıldızlar o tepeleri aydınlatır. Gece olur. Sonra evlerin ışıkları söner. İnsanlar kuşlar, kediler, köpekler, ağaçlar güneşin gidişiyle uyumaya çekilirler. Yavuz Tanyeli de atölyesine, yeniden sabah oluncaya kadar sürecek gönüllü tutsaklığına çekilir. Kendini boyalara dönüştürmeye başlar. Günler, haftalar boyunca yan yana, üst üste yığar boyaları. Atölyesinden çıkar. Resim olmuştur.

Ani jestler, anlık patlamalar, yüzeyde doğaçlama da olabilir mi? Resim ilk elden bir tanımlamaya götürür bizi: Dışavurumcu. Sanatçının İçselliğiyle ilerleyen resim. Sanki kendi kendine olmuş gibi. Peki, sanatçı nereye kadar müdahale eder o bir soruya cevabı basittir: " Olana kadar. Her ressamın bir 'OLMA' anlayışı vardır. Benim olma biçimim dışarıdan içeriye doğru çalışır. Ortaya bir kutu boya koyup neresinden alacağımı kararlaştırırken geçen zaman, aynı anda resmi başlatır. Etrafında döne döne içeriye doğru yanaşırım. İçeriye doğru. Bu kendine yeniden bakmak demektir. Kendine karışı çıkmak, kendinle uğraşmak, omuzlarım, iteklerim, kendime yeni bir alan açmak gibi. Resim olduğu zaman durumum. bu doğaçlama değidir, ama bir çeşit ritüel olabilir. Sürekli müzik çalar, enerjisi yüksek bir müzik... Patlamalar, sıçramalar, durmalar, tekrar... Sonuçta ortaya bir 'ANLAYIŞ' çıkar ve her dönem kendi etrafında eğrilir. Zaten modernin de daha çok eğilip bükülmeye ihtiyacı var."

Elbette ki, resim Yavuz Tanyeli'nin sadece resimle ve kendisiyle kavgası değildir. Bazen belirli imgeler, güncel olaylar onun resminin çatısını oluşturur. Bu yüzden konu bütünlüğü oluşturan onu etkileyen şeyler üzerine daha çok vurgu yapan, bunu inatla izleyiciye ileten sergiler de açmıştır. " yalnız burada bir şeye dikkat etmek gerek. Konularım hep hayati önem taşıyan olaylarla ilgili ya da en azından bunlar, benim çarpıldığım gerçekler. 17 Ağustos'ta İzmit depremi oldu. Ekim ayında konuyla ilgili sergi açtım. Dayanamadım... Binlerce ruh havaya dağıldı ve kalan bizler bunu hissettik. Bu sergileri yapmaya mecburdum."

Yavuz Tanyeli resminde bazen izleyici içine çeken, ona resmin içinde kaybolma duygusunu yaşatan bir karmaşa vardır. Alta sürülen boyalar üstteki renkleri zorlar. Açık-koyu geçişleri bazen aykırı bir anlatımla kesilir. Sadece küçük oynamalarla tuvale aktarılan net, çerçevesi belli figürler, bir sonraki çalışmada deformasyona uğrayarak karşılar kendilerini izleyenleri.

Son dönem çalışmaları ise sanatçının yeni arayışlara girdiğinin habercisidirler. Tuvali doldurmaktan boşluklara kayan bir denge, bazen deformasyondan çıkıp soyutlaşan figürler...
Küçük fırça tuşlarının yanında karşımıza çıkan blok lekeler... Giderek daha çok belirginleşen rankçi bir anlayış... Tanyeli resimlerinde alıştığımız genellikle kahverengiden başlayarak koyulaşan renklerden kırmızılara, mavilere, ışığın belirginleştiği bir yüzeye incelikli bir geçiş... Belki de gittikçe kötümser olan bir dünyada sanatçının nefes alma çabasıdır bu. Ya da bir tür iyimserlik. Rengin resminde her zaman olduğunu belirtir Yavuz Tanyeli, hem de güçlü olarak. İyimserliğe gelince, birçokları için zaten onun resmi genellikle optimisttir. Ama bir farkla... "Son İstanbul bienalinin sloganı 'sanat hiç bu kadar iyimser olmamıştı', küresel bir söylem. Hou Hanru çok çalışkan bir küratör, yaşına göre çok iş yapmış. Bu kadar iş ancak popüler davranılırsa yetiştirilebilir, zaten George Walker Bush kültür sanat vakfının kadrosunda çalışıyor, komitede, Vasıf Kortun'la birlikte. Bu küratörler bütünüyle küresel kültür programını uyguluyorlar ve küresel kapitalizmin kültür kolu olarak davranıyorlar. Benim iyimserliğim ise politik ve onlarınkinin tam tersi. Yaratıcılık tamamen özgür olmak zorundadır, hele hele küresel ortalama ile hiç ilgisi yoktur ve de Bush'la... Bende bir çeşit etnikteyim ve onların önerilerini kabul etmiyorum"

Son dönem resimlerindeki sanat tarihçisinin saptığı yeni arayışlara gelince, "Ortada yeni bir şey var" dır Yavuz Tanyeli'ye göre de, ama sanatçı bunu sadece biçimsel bir arayış olarak tanımlamaz. Çünkü ona göre, "Biçim kolay kolay değişmez. Ressamın bakış açısı değişir ve gelişir. Havası değişir, hayata bakışı değişir, duygular demlenir, sanırım göz kendine gelir, aynı anda birçok katmanı görmeye başlar". Öyle ya, işleyen demir ışıldar. Üstelik sadece resim diliyle de sınırlı değildir bu işleme. Heykeller de yapar. Heykeldeki anlatımı resim diliyle de aynı paralelde  ilerler. Figürler, deformasyonlar, ifadeden groteske kayan bir çizgi... Yine de kendini bir heykelci olarak tanımlamaz. Ne de olsa onlar aslında tuvalden çıkıp üç boyut kazanmış çalışmalardır.

"Başta, heykelleri, resmin sağlaması olarak yapmıştım, figürlerin formunu daha iyi görebilmek için. Değişik malzemelerle çalıştım. Motorlu testereyi iyi kullanırım. Ağaç yonttum. 3-4 metrelik. İki tane... Rölyefler yonttum. Mesela palmiye gövdesi canlı gibidir, tüylü tüylü. Mermer yonttum. Granit, kayseri taşı, küfeki... Çamurlar, bronz, demir dökümler, alçı dökümler, polyester ve mermer dökümler. Heykeller zamanla özgün bir yere oturdu. Aynı kavram resimde çok daha önce olgunlaşmıştı. Bunlara rağmen ben heykelci değilim, heykel yapan bir ressamım. Heykellerimin resimle çok ilgisi var. Heykelciler, farklı çalışır. Onların dili, form, modlaj, ışık gölge ile belirlenir. Bende heykelin bütünü, yani imge önemlidir. Aradığım vurguyu verebilen imge oluştuğu zaman, tamamdır".

Yıllardır resim üreten, hızını alamayıp heykelle bunun sağlamasını yapan, plastik yapı kadar imgeyi öne çıkaran, bazen inatla konuyu vurgulayan, düşünsel kaygılarını yüzeyde dillendiren bir sanatçının resim ve heykel dışında denediği farklı yaratım kanalları var mıdır? Onun bilgisayarda yaptığı küçük oyunları gören meraklı bir sanat tarihçisi olarak buna vereceğim cevap çok açık. Ama Tanyeli bir gün bunu ortaya çıkarır mı çıkarmaz mı bilmiyorum. Çünkü onun bu anlatım dillerine başka bir açıdan baktığı bir gerçek. "Geceleri, boyanın kurumasını beklerken, bilgisayarda bir şeyler yapıyorum, bu arada video filmlerle oynuyorum, ve bazı konularda kısa klipler yapmaya çalışıyorum, fakat bunlara asla sanat olarak bakmıyorum. Bir kurgu, bir iletişim cinsi, fikir aktarma olarak görüyorum bu klipleri. Boya kuruyup resme dönünce, aradaki farkı daha iyi görüyorum. Biri sanat, diğeri tasarım ve kurgu".

Sanat yapmak zaten kendi içinde açmazları olan ve çelişkili bir kavram. Bir de sanat yaparak ayakta kalmak Türkiye gibi bir ülkede koşulları fazlasıyla zorlamakla eşdeğerdir. Yavuz Tanyeli dünyaya politik bir pencereden bakar. Ve her şeye rağmen kendisinin de söylediği gibi iyimserdir. Karmaşanın ortasında bile... "Ben temiz bir yerdeyim. İleriye baktığım zaman önümde büyük engeller görmüyorum. sakin ve ıssız alanlara doğru ilerliyorum. Hoşuma gitseler bile kaotik ortamlardan kısa sürede sıkılıyorum. Türkiye'de henüz ilk evredeyiz, provalar yeni bitti. Birbirimizi yeni tanıyoruz, tüm toplum elele vermeyi deneyeceğiz ikinci evrede. Bir de şu müdahale olmasa, biliyorsun ressamlar işlerine karışılmasını sevmez".

Yavuz Tanyeli... Resim yapar...

Peksimet'teki evinden tepelere, tepelerin ardından güneşin kayboluşuna bakar. Sonra atölyesine gider. Atölyesi dağlara bakmaz. Atölyenin küçük bir kapısı vardır. Bir de duvarlar... Tuvaller, boyalar... müzik... Tanyeli artık sadece resmi izler, oluncaya kadar. Tanyeli'yi de üç bin yıl önce Romalı bir yontucunun elinden çıkmış bir çocuk. Sabah olup kuşlar ötünceye kadar...


Nilgün Yüksel
Bodrum Ekim 2007

Ödüller
1989Günümüz Sanatçıları İstanbul Birincilik Ödülü
1982Vakko Büyük Resim Yarışması Başarı Ödülü
Yavuz Tanyeliwww.yavuztanyeli.com
Adres : Muğla
Telefon : 252 - 394 3692
E-mail göndermek için tıklayın
Kullanım şartlarılebriz.com hakkındaBize ulaşın
© 2000 - 2010 Lebriz İnternet Hizmetleri Limited Şirketi